Federal Başsavcılar Tarihi
2001 yılından günümüze Federal Hükümet Başsavcıları tarihi;
Ferdinando Enrico Visconti (22 Ağustos 2026 - Günümüz)
39'ncu Birleşik Devletler Federal Hükümet Başsavcısı
Ferdinando Enrico Visconti, 17 Eylül 1989’da Milano’da, kökleri Orta Çağ’a uzanan ve hukuk-devlet geleneğiyle tanınan Visconti ailesinde doğmuştur. Ailesinin etkisiyle küçük yaşta Roma hukuku, anayasa hukuku ve devlet yönetimine ilgi duymuştur.
İlk ve orta öğrenimini Milano’da tamamladıktan sonra eğitimine İtalya’da devam eden Visconti, Palermo Üniversitesi’nde (University of Palermo) Uluslararası Hukuk okumuştur. Sicilya’da aldığı eğitim sırasında devletler hukuku, diplomatik dokunulmazlık, savaş hukuku ve devlet sorumluluğu üzerine uzmanlaşmıştır. O yıllarda Stanford Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve stratejik yönetim eğitimi gören Vlad Salvatore ile tanışmıştır. Farklı düşünce yapılarına rağmen hukuk, devlet ve güç ilişkileri üzerine kurdukları tartışmalar zamanla güçlü bir dostluğa dönüşmüştür.
Gençlik yıllarında Birleşmiş Milletler yardım heyetinde görev alan Visconti; Irak, İran, Afganistan, Suriye ve Filistin’de yürütülen insani yardım çalışmalarına katılmıştır. Bu görevler sırasında savaş, yoksulluk, zorunlu göç ve devlet otoritesinin zayıfladığı bölgelerde ortaya çıkan hukuki sorunlarla doğrudan karşılaşmıştır. Katolik Hristiyan inancına bağlı olmasına rağmen insani yardım faaliyetlerini herhangi bir din veya milliyet ayrımı gözetmeden sürdürmüştür. Bir dönem Türk Kızılayı için de çalışmış, yardım kampanyalarının organizasyonuna katkıda bulunmuş ve çeşitli bölgeler için bağış toplamıştır. Bu deneyimler, onun hukuk anlayışında insan onuru, vicdani sorumluluk ve uluslararası dayanışma ilkelerinin güçlenmesini sağlamıştır.
Eğitiminin ardından Washington D.C.’ye yerleşen Visconti, federal hukuk sistemi içinde hukuk müşaviri ve savcı olarak görev yapmıştır. Organize suç, kamu yolsuzluğu, federal fonların kötüye kullanılması ve kurumlar arası yetki ihlalleri üzerine yürüttüğü soruşturmalarla tanınmıştır. Daha sonra Adalet Bakanlığı bünyesinde anayasal yetki sınırları, ulusal güvenlik hukuku, federal kurumlar arasındaki görev çatışmaları ve devletlerarası anlaşmalar üzerine çalışmıştır.
İtalyan hukuk geleneği ve uluslararası hukuk uzmanlığı sayesinde Roma, Brüksel, Londra, Palermo ve Washington arasındaki çeşitli diplomatik süreçlerde danışmanlık yapmıştır. Visconti’ye göre devletin gücü, yetkilerinin genişliğiyle değil, bu yetkileri hukuk içinde kullanabilmesiyle ölçülmeliydi. Bu anlayışı nedeniyle yalnızca suçluları cezalandırmaya değil, suçları mümkün kılan kurumsal zafiyetleri ortadan kaldırmaya odaklanmış ve “kurumsal hukukçu” olarak anılmıştır.
Federal Hükümet Başsavcılığı için yeni aday arayışı başladığında Visconti; federal savcılık deneyimi, uluslararası hukuk uzmanlığı, insani yardım geçmişi ve siyasi baskılardan bağımsız yaklaşımı nedeniyle öne çıkmıştır. Göreve geldiği gün, Jack Paul Winfrey’in bütün heyetini azletmiş ve kararını şu sözlerle açıklamıştır: “Amerikan Hukuku özüne dönmek zorundadır.” Bu hamle, federal hukuk sisteminde kapsamlı bir yeniden yapılanmanın başlangıcı olarak değerlendirilmiştir. Visconti, göreve geldikten sonra hukukun üstünlüğünü, kurumların sürekliliğini ve kamu gücünün hukukla sınırlandırılmasını temel ilkeleri olarak açıklamıştır. “Devlet değişebilir; hukuk düzeni hatırlamak zorundadır.” sözü, yönetim anlayışının özeti hâline gelmiştir.
Aristokrat kökenini bir ayrıcalık değil, sorumluluk olarak gören Visconti; Roma hukuku, İtalyan diplomasi geleneği, Sicilya’nın uluslararası hukuk mirası, Birleşmiş Milletler’in insani yardım ilkeleri, Türk Kızılayı’nın dayanışma anlayışı ve Amerikan federal sistemi gibi farklı geleneklerin etkisiyle şekillenmiştir. Katolik inancını kişisel ahlaki sorumluluğunun bir parçası olarak görmüş, ancak kamu görevlerinde laik hukuk düzenine ve inanç özgürlüğüne bağlı kalmıştır. Görev süresi boyunca federal hukuk sistemini Amerikan hukukunun temel ilkelerine döndürmeyi ve kurumsal sürekliliği güçlendirmeyi hedeflemiş; ağırbaşlı, disiplinli, gelenekçi ve insani sorumluluk bilinci yüksek bir hukukçu olarak tanınmıştır.
Ferdinando Enrico Visconti, bağımsız kariyeri, köklü aile geçmişi, uluslararası insani yardım deneyimi ve federal hukuk alanındaki uzmanlığıyla hukukun devlet üzerindeki üstünlüğünü savunan bir devlet hukukçusudur.
Hayatını kaybetmeden 60 gün önce çekilen gayri resmi portresi.
Bu biyografi doğrudan Finch ailesi tarafından yönetilen Finch Vakfı tarafından onaylanmıştır.
Harold W. Finch (7 Eylül 2001- 22 Ocak 2021)
35'nci Birleşik Devletler Federal Hükümet Başsavcısı
Anladım, kusura bakmayın. Federal Hükümet Başsavcılığı görevinin başlangıcını 7 Eylül 2001 olacak şekilde ve kronolojik akışı mantıklı kılacak biçimde metni yeniden düzenliyorum:
1 Mart 1943 tarihinde Birleşik Krallık Salford'da dünyaya gelen Harold Walker Finch, Oxford'da uluslararası hukuk eğitimi almıştır. İngiltere'de Kraliyet Hukuk Danışmanlığı Başkanı görevlerini yürüttükten sonra 1970 yılında Birleşik Devletlere taşınma kararı almıştır. 1977 yılında Detroit Savcılığı, 1997 yılında ise Las Vegas savcılığına, 1999 yılında ise Kaliforniya Başsavcılığı makamına gelmiştir. Kısa bir süre Senato milletvekilliği görevinde de bulunan Finch, 7 Eylül 2001 tarihinde Federal Hükümet Başsavcılığı görevine getirilmiştir.
2001 yılından 2019 yılına kadar Federal Hükümet Başsavcılığı görevini sürdüren Finch, görev süresi boyunca anayasada bulunan açıklıklar üzerine yoğun çalışmalar yapmış ve yasal düzenleme uygulamalarında bulunarak günümüzde kullanılan modern anayasanın ilk temellerini atmıştır.
2020 yılına gelindiğinde Donald Trump tarafından kendisinden istenen seçimleri erteleme talebini reddettiği için görevden alınmaya çalışılmış, senato tarafından görevden alınma talebi reddedilmiştir. Bu tarihten sonra Trump ile arası kötüleşen Finch daha sonra CNN'e verdiği bir röportajda Trump hakkında "büyük bir felaketin son eşiğiydi, bir daha yaşanmayacağını umuyorum" diyerek fikirlerini belirtmiştir.
20 Ocak 2021'de Joe Biden'ın göreve başlamasının ardından emekli olmak istediğini belirtmiş, Biden tarafından talebi 1. kez reddedildikten sonra 2. talebi üzerine emekli olmuştur. Bu tarihten sonra yerine Christopher Matthew Turing Jr. geçmiştir.
22 Ocak 2021 tarihinde görevi bırakmasının üzerinden daha 10 gün geçmeden 78 yaşında kalp krizi nedeniyle Londra'da hayatını kaybetmiştir. Kendisi evliydi ve 5 çocuk babasıydı. Çocukları tarafından kurulan Finch Foundation sayesinde her yıl 7 Bin öğrenci burs alarak eğitim görmektedir.
Hayatını kaybetmeden 1 gün önce çekilen resmi portresi.
Bu biyografi kendisinin geride hiçbir temsilcisi veya ailesi kalmadığı için Amerikan Hukuk Derneği tarafından onaylanmıştır.
Christopher Matthew Turing (23 Ocak 2021 - 1 Haziran 2021)
36'ncı Birleşik Devletler Federal Hükümet Başsavcısı
7 Temmuz 1960 tarihinde New York'da dünyaya gelmiştir. Öğrenimini Detroit'de hukuk üzerine gerçekleştirmiş ve 2018 yılına kadar boşanma avukatı olarak görev yapmıştır.
2018 yılında Detroit Savcısı olarak atanmış, 23 Ocak 2021 tarihinde ise Joe Biden'ın sürpriz bir kararı sonucunda Federal Başsavcı olarak atanmıştır.
Harold Finch hakkında "başarısız, etkisiz" söylemleri nedeniyle basında ve kamuoyunda tepkiler görmüştür. Finch tarafından modernleştirilen Anayasanın maddeleri üzerinde çalışmalar yaparak anayasayı eski haline geri çevirmek için uğraşmış, reformlara zarar verdiği gerekçesiyle görevden alınmıştır. Kendisinin zarar verdiği reformların düzeltilebilmesi için Senato 3 ay boyunca çalışmalar yapmak zorunda kalmış, Finch tarafından yazılmış kitaplar ile reformlar güncellenmeye çalışılsa da başarılı olunamamıştır.
17 Eylül 2021 tarihinde Detroit şehrinde alkol komasına girdiği için hayatını kaybetmiştir.
Görevden ayrıldığı gün çekilen portresi.
Bu biyografi bizzat kendisi tarafından onaylanmıştır.
Benjamin Stewart Reese Jr. (2 Haziran 2021 - 2 Haziran 2022)
37'nci Birleşik Devletler Federal Hükümet Başsavcısı
21 Mart 1947 tarihinde Fransa'nın Paris şehrinde dünyaya gelmiştir. Evli ve 4 çocuk babasıdır. Üniversite öğrenimini Marsilya'da gerçekleştiren Reese, Paris bölge savcılığı makamına kadar yükselmiştir. 1987 yılına gelindiğinde Fransa dan ayrılmış ve Almanya'da Dortmund Başsavcısı olmuş, 1990 yılında ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Başsavcılık makamına gelmiştir.
1990 yılından 2010 yılına kadar AİHM Başsavcılığı yapan Reese, 2010 yılında Türkiye'ye taşınmış ve 2010-2015 yılları arasında Türk Hükümetine hukuk ve reform danışmanlığı yapmıştır. Bu yıllarını daha sonra CNN'de verdiği röportajla "özlenen zamanlar" olarak nitelendiren Reese, Türkiye'yi çok sevdiğini ve bir gün kesinlikle hayatının son zamanlarını burada geçirmek istediğini söylemiştir. 2015 yılında Türkiye'den ayrılmış ve Birleşik Devletlere taşınmıştır. 2016 yılında Washington D.C. başsavcılığı konumuna gelmiş, daha sonrasında ise 2017 yılından 2021 yılına kadar Senatoda milletvekilliği görevi yapmıştır.
2 Haziran 2021 tarihinde Joe Biden'ın ricası üzerine Federal Hükümet Başsavcılığı makamına gelmiş, reformlar ve atılımlar için Finch'in de yaptığının fazlası çalışmalarda bulunmuş ve anayasayı son nihai modernize haline ulaştırmayı başarmıştır. Yasa numaralandırmaları, daire başkanlıkları ve bunun gibi daha bir çok reformu da bakanlık bünyesine katan Reese, görevinin 1. yılında emeklilik zamanının geldiğini düşünerek emeklilik talebinde bulunmuş, talebinin onaylanmasının ardından görevi görevden alınmadan ve olay yaşamadan teslim eden ilk başsavcı olma ünvanını kazanmıştır. Görev süresi boyunca kolluk kuvvetleri ile defalarca karşı karşıya gelmesine rağmen her sorunu çözebilmesi nedeniyle "arabulucu" lakabına sahip olmuştur.
Günümüzde Türkiye'nin Antalya şehrinin Kemer ilçesinde bir villada yaşadığı ve ömrünün kalan yıllarını burada tatil yaparak geçirdiği bilinmektedir.
Hayatını kaybetmeden 15 gün önce çekilen gayri resmi portresi.
Bu biyografi doğrudan Winfrey ailesi tarafından yönetilen Winfrey Vakfı tarafından onaylanmıştır.
Jack Paul Winfrey Jr. (2 Haziran 2022 - 22 Ağustos 2026)
38'nci Birleşik Devletler Federal Hükümet Başsavcısı
Jack Paul Winfrey Jr., 25 Mart 1968 tarihinde Birleşik Krallık’ın Edinburgh kentinde, köklü bir hukuk ve devlet geleneğine mensup Winfrey ailesinin bir ferdi olarak dünyaya gelmiştir. Çocukluk yıllarından itibaren disiplinli, soğukkanlı ve olağanüstü analitik zekâsıyla dikkat çekmiş; özellikle anayasa hukuku, devlet teorisi ve uluslararası hukuk alanlarına erken yaşlarda ilgi duymuştur.
Öğrenimini Oxford Üniversitesi’nde Uluslararası Hukuk alanında tamamlayan Winfrey Jr., burada yalnızca akademik başarısıyla değil, hukuk metinlerini yorumlama biçimi, anayasal kurumlara dair yaklaşımı ve devlet düzenine ilişkin fikirleriyle de öne çıkmıştır. Oxford yıllarında, hukukun yalnızca mahkeme salonlarında uygulanan bir kurallar bütünü değil; devletin hafızasını, meşruiyetini ve sürekliliğini koruyan en asli kuvvet olduğu görüşünü benimsemiştir.
Doktorasını Harvard Üniversitesi’nde tamamlayan Winfrey Jr., burada savaş hukuku, devlet sorumluluğu, anayasal meşruiyet ve yürütme yetkisinin sınırları üzerine yaptığı çalışmalarıyla kısa sürede uluslararası hukuk çevrelerinde tanınan bir isim hâline gelmiştir. Henüz genç yaşlarında, karmaşık hukuki meseleleri sade ve kesin bir hüküm sistemine dönüştürebilme kabiliyeti nedeniyle “hukuk dehası” olarak anılmaya başlamıştır.
1994-2002 yılları arasında Cambridge Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde görev yapan Winfrey Jr., akademik kariyeri boyunca yalnızca öğretim faaliyeti yürütmemiş; aynı zamanda modern devlet hukukunun kriz dönemlerinde nasıl işlemesi gerektiğine dair önemli çalışmalar ortaya koymuştur. Cambridge yıllarında yetiştirdiği öğrenciler, onun derslerini “bir hukuk anlatımından çok, devlet aklının nasıl inşa edildiğini gösteren bir okul” olarak tanımlamıştır.
2002 yılında Pentagon’a bağlı askerî yargı teşkilatında Birinci Derece Askerî Savcı olarak görevlendirilmiştir. Bu görev, Winfrey Jr.’ın karakterindeki en belirgin unsurlardan birini ortaya çıkarmıştır: hukukun, en güçlü makamlara karşı dahi geri çekilmemesi gerektiği inancı. 2003 yılında Irak’ın işgali sırasında işlendiği ileri sürülen savaş suçlarına ilişkin yürüttüğü soruşturmalar sonucunda 1.813 askerî personelin görevden alınmasında belirleyici rol oynamıştır. Bu süreç, onun yalnızca teorik bir hukukçu değil; baskı altında dahi hukuk ilkesinden taviz vermeyen bir devlet adamı olduğunu göstermiştir.
Kariyerinin ilerleyen döneminde yaklaşık iki yıl altı ay süreyle Kraliçe II. Elizabeth’in şahsi hukuk danışmanlığını ve Kraliyet Baş Hukuk Sorumluluğu görevini yürütmüştür. Bu dönemde saray protokolü, anayasal monarşi teamülleri ve devlet gelenekleri üzerine edindiği tecrübeler, onun hukuk anlayışına ayrı bir tarihî derinlik kazandırmıştır. Winfrey Jr. için devlet, yalnızca kurumların toplamı değil; gelenek, sorumluluk, hukuk ve ahlak arasında kurulan hassas bir dengeydi.
2006 yılında Florida Başsavcılığı görevine getirilmiş; burada kamu düzeni, mali suçlar, idarî denetim ve yargı reformları konusunda sert fakat sistemli bir yönetim anlayışı benimsemiştir. Onun döneminde başsavcılık makamı yalnızca soruşturma yürüten bir kurum olmaktan çıkmış, devletin hukukî düzenini yeniden şekillendiren etkin bir merkez hâline gelmiştir.
2014 yılında Güney Kore Büyükelçisi olarak atanması, Winfrey Jr.’ın yalnızca hukuk alanında değil, diplomasi ve devletlerarası kriz yönetiminde de olağanüstü bir kabiliyete sahip olduğunu göstermiştir. 12 Haziran 2018 tarihinde dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald J. Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un arasında gerçekleşen tarihî görüşmenin diplomatik hazırlık sürecinde oynadığı belirleyici rol, onun uluslararası arenadaki itibarını zirveye taşımıştır. Bu başarısı nedeniyle Norveç Nobel Komitesi tarafından Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştür.
2019 yılında Michigan Başsavcısı, 2021 yılında ise Kentucky Başsavcısı olarak görev yapmıştır. Her iki görevinde de Winfrey Jr., dağınık mevzuat yapısını sadeleştirmesi, kamu otoritesini yeniden tesis etmesi ve yargı-idare ilişkilerinde ölçülü fakat kesin bir disiplin kurmasıyla tanınmıştır. Onun için hukuk, ne keyfî bir sertlik aracı ne de zayıf bir tavsiye metniydi. Hukuk; devletin dili, vatandaşın güvencesi ve düzenin temeliydi.
2022 yılında Joe Biden’ın ricası doğrultusunda Federal Hükümetin yönetimini devralmış ve Federal Hükümet Başsavcılığı makamına geçmiştir. Bu tarih, Federal Hükümet sistemi açısından yalnızca bir görev değişimi değil; kurumsal aklın yeniden inşa edildiği bir dönemin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
Winfrey Jr., Federal Hükümet Başsavcılığı döneminde yaptığı yasal reformlar, kararname düzenlemeleri, yasa numaralandırma sistemleri, e-tebligat altyapısı, Resmî Gazete sistemi, kurumsal arşiv düzeni, başsavcılık protokolü ve devlet yazışma standartları sayesinde “Reformist” unvanıyla anılmıştır. Onun reform anlayışı, yalnızca yeni kurallar koymak üzerine değil; devletin hafızasını, ciddiyetini ve sürekliliğini koruyan bir sistem kurmak üzerine şekillenmiştir.
Önceki Federal Hükümet Başsavcısı Benjamin Stewart Reese Jr. ile yakın dostluğu olduğu bilinmektedir. Reese Jr. ile birlikte gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretleri, Winfrey Jr.’ın fikir dünyasında önemli bir yer tutmuştur. Bu ziyaretler sırasında Mustafa Kemal Atatürk’ün devlet kurma iradesi, hukuk devrimi, kurumsal disiplin anlayışı ve cumhuriyetçi devlet vizyonundan derinden etkilendiği ifade edilmiştir.
Winfrey Jr., Atatürk’ten “ideal lider” ve “ideal devlet adamı” olarak bahsetmiş; onun hukuk, devlet, ordu, millet ve modernleşme arasında kurduğu dengeyi kendi yönetim anlayışının en önemli ilham kaynaklarından biri olarak görmüştür. Winfrey Jr.’a göre Atatürk, yalnızca bir asker veya siyasi lider değil; çökmüş bir düzenden hukukî, kurumsal ve ahlaki bir devlet çıkarabilmiş ender tarihî şahsiyetlerden biridir. Kendisi bunu “Bazıları Mustafa Kemal için ‘yüz yılda bir gelir’ der. Bana göre bu eksik bir tariftir. Böyle büyük adamlar, bin yılda bir dahi zor gelir. Türkiye, geçmişinde ‘Kanuni’ olarak anılan hükümdarlarıyla, Avrupa henüz karanlık çağlarını yaşarken kendi aydınlık devrini kurmuş bir medeniyetin mirasçısıdır. O düzenin bozulduğu, devlet aklının zayıfladığı ve milletin yeniden ayağa kalkmak zorunda kaldığı bir dönemde Mustafa Kemal gibi büyük adamlar ortaya çıkar. Fakat herkes bir Mustafa Kemal olamaz; ancak onun gibi olmaya çalışabilir. O, zamanının ötesinde bir adamdı.” sözleriyle ifade etmiştir.
Bu nedenle Winfrey Jr.’ın makam odasında yalnızca hukuk kitapları, devlet armaları ve kararname arşivleri değil; aynı zamanda Atatürk’ün bir portresinin de yer aldığı bilinmektedir. Bu portre, onun için bir süs unsuru değil; devlet adamlığı ölçüsünün sessiz bir hatırlatıcısıdır.
J.P. Winfrey Jr., görev süresi boyunca soğukkanlılığı, üstün hukuk zekâsı, devlet geleneklerine bağlılığı, reformcu kimliği ve kriz anlarında gösterdiği sarsılmaz iradeyle Federal Hükümet tarihinin en etkili başsavcılarından biri olarak kabul edilmiştir. Dostları onu ağırbaşlı, ölçülü ve prensip sahibi biri olarak tanımlarken; muhalifleri dahi onun hukuk bilgisi, devlet disiplini ve karar alma kudreti karşısında saygı duymak zorunda kalmıştır.
22 Ağustos 2026 da San Andreas Federal Hükümet Yerleşkesine düzenlenen hain saldırıda hayatını kaybetmiş ve görevi başında saldırı neticesiyle vefat eden ilk Federal Hükümet Başsavcısı olmuştur. Kendisinin vefatının ardından ailesi Finch ailesini örnek alarak Winfrey vakfını kurmuştur.